Gece yüzünü dönerken gündüzün telaşlı kalabalığına, yine soluğu kurşunlanmış bahçelere açılıyor adımlarım… Yürüdükçe uzun , döndükçe sonu hüzün tutsaklığımın… Arada bir yüzümdeki gülüşleri ziyarete gelen sevinçlerim de olmasa ; Unuturum ezberimdeki insancıl sözleri…
Çünkü burada bir başınalık kalın giydirir adama… Keskin bıçak ağzı ayazlardır sayımlarda Kulağımı tırmalayan sevimsiz “koğuş kalk”lar…
Her sabah sığınaklarımı kundakladı kör ve cahil yarasalar… Provake edilmiş kalabalıkların kuşatmasında kayboldu sağduyum... Öfkeyle bilendim, haldan bilmez kahpe yalancıların, onurumu zedeleyen sözlerine… Küstü uykularım… Uyuyamadım… Voltalara yem oldu ayaklarım… Azaldım parmakuçlarımdan…
Yanık karanfil kokan gecede… Bir sözcük bekliyorum denizlerinden… Ay kıvrılmış yan yana uyurken yıldızlarla, su bekliyorum eksilen düşlerime… Ütopik bir devrimin,kararlı adımlarını düşürüyorum durgun sahillerine… Hadi yar ! gel-git(me) zamanıdır şimdi…
YÜRÜYORUM;
viraneye dönmüş yağmurlar kentinde… Kaç adım oldu yalnızlığım…Say(a)madım… Taş üstünde taş kalmıyor yüreğimin cenderesinde… Her enkaz alanından nasıl da sağ çıkıyorum, Her sabah inadına uyanıyorum, dilimde bedeli acıyla ödenmiş bir sevda türküsü…
YAZIYORUM;
Sana dair sözlerimi gözlerimden yırtılmış sayfalara , Ne zaman bir çocuk düşünsem özleminde; Çocuk konuşmayı öğrenir,sen gelmezsin… Acıya sürgün yaşamlar ezberlerim gelmeyişlerinde… Yokluğunun düşsel komalarında,uyu(mu)yorum yatağımda… Çekiliyor tüm kanım,hasret geçen damarlarımdan…
ÖLÜYORUM;
Eskimiş mezarlarda,kum fırtınalarında ve soğuk toprakta… Ve bende kalan; bronşlarıma tüküren katı bir yalnızlık hükmü… Devrik bir alfabeden oluşma defterime, hükümsüz cümleler karalıyorum… Ölüm iklimindeyim,susamıyorum…
SAVURUYORUM;
Yine dilimin ucuna gelipte söyleyemediğim cümleleri uçurumlarına… Onca gözünü kan bürümüş vedalara ve bronşlarımı azdıran buz gibi ayazlara rağmen,hala yürüyorum… Ya düşüp gideceğim gözlerinden, ya da asacağım kendimi kirpiklerinin darağacına…
İfadesi alınıyor; Gayr-ı meşru söylemlerime ,gayri ihtiyari tanıklık eden umutlarımın… Ve aynı sebepten gözlem altında tutuluyor aşk’a dair cümlelerim…Güncemden sökülüp alınalı beri sesli harflerim;sessizlikteyim…Esaret kokulu diyarımda,her şafak bir yaprak geriye alınıyor takvimler.Zamansızlığımın ,ince hastalık olan yaraları kanıyor duvarlarımda… Ne yazsam;susacakları bitmek bilmiyor,kağıtları zehirlemekten hüküm giymiş sabıkalı kalemimin… İşte o sabıkalı kalemim elimde şimdi…Bir türlü söyleyemediklerim ,arkamdan ağladı hep…Oysa uzun cümleler kurardım ,bağıra-çağıra…Uzun cümlelerim tel örgülerde kısaldı sevgili…Şimdi ;içimdeki en militan duygularımı ayaklandırsam,bu AŞK ölümlerden kurtulurmu ?Bu devasa yıkımlardan mutlu yarınlar çıkar mı ? Çıkmazındayım…Bu yüzden deliyorum acımın ambargosunu :
içtima alanlarına akar-adım postallarıyla yürüyen askerler vardı. Coğrafyamda sağ-sol sesleri… uygun adımların tek sesli hüznünde büyüdü (k)ayıplarımız. ihtilal sonrası kargaşada; gözlem altında yitirilen gülüşlerim ve inancıma pervasızca çöreklenen kirli yüzler vardı. Yankısı kurşunlanmış seslerim, anne karnında doğmamış ölümlerim vardı. Kimse duymadı fısıldadığımı, ölürken ben…
Birbirini yineleyen tek-düze günlerin boğuntusunda,yürüdüm yaşlı maltaları.Yüzüme çarpan mezar taşlarıyla uyandım kaç sabah.Yitirdim iki paralık aklımı ,suçun yangınlarında…İki dil arasında sıkışıp kaldım… Ne söylesem;savaş yangını çıkardı cümlelerim.Oysa barışın çevrelediği bir dünyada paylaşılan ateşler yakmaktı amacım…Olmadı…Başaramadım...
Diline biber sürülmüş türkülerimden hep acı notalar yazdım sayfalara zulümlerden öfke birikti isyanıma… içi doldurulamamış politikaların boşluğunda; hep yok(uş)oldu umudun yolları… çıkamadık…
Yine de uzaklaştırıyorum kanayan öfkemi ,insancıl yanlarımdan. Yeterince "görülmüştür" yaz(g)ısı hazin hikayelerim.Umutlu bir düşe tempo tutuyorum göğüs kafesimde,tüm kalbimle.Solu(ğu)mda mutlu uluslarla kaplı kumsallar,maviye sevdalı (b)akan nehirler,damarlarımda...ki damarlarım; neşterle kesip,yeniden diktiğim. Acı (y)anlarım.
Kimse bilmez; Nedamet yağmurlarında,hep başım eğik yürüdüm sırılsıklam kaldırımlarda…
Sonra ; Onursuz işkencelerde bağlandı gözlerim.. Çapraz sorguların ortasında; Filistin askısı,kızılcık şerbeti, Ve soysuz küfürlerdi tenimde kalan, Tutanaksız,gayrı-resmi gizli acılarım…
Yay gibi gerilip kaskatı kesildiğim (b)askı odalarında Savurdum suçlarımı yerden yere… Yaz(g)ımda hep hazin hikayeler saklı… Hep düştüm sevinçlerimden…
Aşk’a her ayaklanışımda bulduğum cesur şiirleri Pusu kurup yaraladılar,üst üste nokta atışlarıyla… Parantez içlerine sıkıştırdığım şizoid cümleleri, anlam kargaşasında boğdular , alt noktası yüreğim olan soru işaretleriyle...
ve ne yazsam; kendimi anlatamamış bir BEN kaldım, satır aralarında...
Harlanmış aşk'a baş kaldırışımın fotoğrafı; Alfabenin sol hecesinden toparlanmış yar; Sesimin yüksek uçurumundan gülümsediğim; Adının ateşiyle soluğumu ömrüme bağışladığım; Nigahımın kandillerine tescillemiş ayyaşlığım;
Kavlimin diline yüz geçirdiğim yaşamımın kutlu sabahısın Aynalarımda kirlenmiş çığlıklarımın içine düşen Yusuf(‘um); Rüzgârınla gelen tebessümünle sıvadım, gözlerimin çöl azığını Ağız kıyında kutsandı, saçlarımla kazıdığım ölüm düşüm Didarına c/ismimi aşk eylediğim iklimlerimin özlemi kirpiklerimde Ey, en çok kendime ulu orta tufanladığım Yusuf yan(gın)ım Ne yanından d/okunsam, ruhuna ifşa edildiğim soylu güzelliğini, İçime doğrulmuş 29 harfim, dilimin s/aklına yıkanmış hecem oluyorsun Züleyha’lığımın kanına yazılmış Yusuf kapısında şükür vaktimde doğuyorsun
Şimdi, vakti guslediliyor parmaklarımdan doğrulan hece yüklü ellerim Az ötemdeydi hâlbuki 23 Eylül vakitlerini topladığım boş odalı kavgalarım Lal bir zamanda göz kıyında ördüm saçlarımı,berzahına kıyam kalkarken aşk; O vakit hükmü vurularak belirlendi, yazgı tenimin Yusuf lekesi; s/al şimdi beni kuyuna sevgili(m)…
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN SEVDAM...YENİDEN HOŞGELDİN ÖMRÜME...
Zından düştü payıma.. Ben bu hikayede hep; etrafı namlularla kuşatılmış bir kaçağı oynadım… İşte yine geldim kaçtığım yağmurlardan üstüm başım çatışma içinde… Peşimde ölümcül yargısız infazlar… Koşarken düşürdüğüm cümlelerim yüzümün rengini A/fişliyor duvarlara…
Yüzüm duvarda… aklım ardımda… kaçıyorum… Bu yüzden hep geç kalıyorum sana sevgilim… Bu yüzden gecikmiş çocuk gibi, hep bağıra çağıra sevinçlerim…
Ama yinede bulutların üstünden eksik değil umutlarım… Sol yanımda ,iç cebimde Yağmurlardan sana Yalnızca sana sakladığım sevgi dolu cümlelerim var… “VARSIN !.. YOKLUĞUN ZEHİR GİBİ YAŞANSIN…"
Suzinak bir şarkıdır, içimde kırık dökük vagonlarla yol alan yaşam.. Tren rayların uzun, ışıklı kimsesizliğinde geçiyor zaman.. Duvarların (k)arasında sancılı bir yaşam daha ekleniyor gözlerime… (S)ağır bir zaman içindeyim… Gece sedeften gölgeler dökülüyor avuçlarıma.. Alaca kanatlı atlılar, ellerinde simsiyah güllerle geliyorlar yalnızlık merasimine.. Görecesiz, yasak ve bölücü bir yalnızlık bu.. Gözlerime hedef sevimsizliklerin yaylım ateşinde; inadına göremediklerimi seviyorum.. Yasakların belimi büken faşizanlığında; ekmeğimi, suyumu bölüyor asi iştahsızlığım…
(P)ustayım (s)is içinde…
Ne vakit bir uçurtma yapsam telli duvaklı, tel örgülere takılıyor; kuyruk acısıyla çırpınarak.. Aynı labirenti dolaşıyorum uykusuz.. Koridor boyu üniformalar, kamuflajlar, yasaklar.. Ve demir parmaklıklar kanatıyor düşlerimi.. Kanıyorum…
Gidişime dalgın bir İstanbul, dönüşüme beklentisine küsmüş bir çift göz bıraktım.. Affet beni sevgili..Yine (s)aklayamadım içimdeki haylaz çocuğu.. Soğuk yargı koridorlarında son bulan, onaylanmış bir hüküm, karanlığa kesti sana gelişlerimi…Sonrası…
Sonrası, duvar dibi bekleyişler,uykusuz ranzalar, suskun voltalar.. Ve yine, hükümlüğün acı yüzüyle karşı karşıyayım kendi mazoşist duygularımla; bu anlamsız, bu yorucu savaş daha ne kadar sürecek bunu bilmiyorum.. Ne yana baksam inadına duvar örülüyor yürüyüşlerime..
Yine on adımlık sancılarda voltalıyorum, yaşlı Maltaları.. Sabahları çirkin imalı “koğuş kalk”ların kulak tırmalayan sesinde, geçmişimden tanıdık sancılar biriktiriyorum yastığımın altında.. Gece vardiyalarının hüzün nöbetlerinde, sana uzak ellerimi bastırıyorum göğsümün sol cenahına.. Uzun sohbetlerimizin aklıma yuva kurmuş sevgi sözcüklerini yineliyorum, hasret her yüzümde vuranda..
Bir ihtilal kadar yalnız, hazin bir ölüm kadar sessiz acıların koynundayım.. Bu kaçıncı mevsim özgürlüğün bekleme odalarında.. Her akşam gürültüyle üzerime kapanan demir kapıların paslı ağırlığıyla, serin bir poyraz esiyor bahçemde..
Üşüyorum... Yılları devirmiş tutsaklığım, ayları büyütüyor gözlerinde.. Sancılı bir sevinci yeni toplamışken daha, gereği düşünülmüş bir hüküm infazında, ertelendi geleceğe umutla bakan gülüşlerim.. Duman altı odamın en kederli köşesindeyim.. İki sigara arası zamanı azaltıyorum efkar demlenince gözlerimde, (h)içlenen kalp sancılarımı asıyorum dudağımda pusuyan duman halkalarına…
Solu(ğu)mdasın sevdam… Gözümü kapattığım yanı başımda aşk belası bakışların, ulaşılmaz dağların doruğundan KARADENİZ’ime dökülen ateşi sönmez yegane ırmağımsın…
İçime dirençsin sevdam…
Tutsak duruşumda özgürlük saklıyorum senin için.. Yara almış yolculuğumuzun kanayan yerlerine, sargısı bol düşler ekliyorum..
Yüzüme ulaşılmaz yolların bitiminde de olsan seninleyim... Olmazların zor dayatmalarına direniyorum cesur onurumla... Nerde olursam olayım şahit tutuyorum seni , faili meçhul yaşam kayıplarımın çetelesine... Adından çiçekler ekiyorum duvarlarıma.. Bilsem de senin emin ellerinle sulandığını, yinede papatyanın telaşı vurmuş yüzüme
Pusuya yatan ölümün, yıkılmaya yüz tutmuş haliyle geldim sana… Ömrümün en ağır ukdesinden, ruhuma sahip çıkman adına… Adil olmayan, çıkmazlarımda savrulan badi sabahlarda biriktim aşk(ın)la… Şimdi en yüklü, en vakitsiz zamanlardan hesaba çekildiğim şu anda, gözlerime düşen arayış, çetelesine çizdiğin cesur onurun.. Tek hamlede devirip çıktığım yoluna.. BEKLE BENİ YAR….
Eylüle kuruyorum saatlerimi...Ağustos’u yok sayıyorum ömrüme.. Sen varsın diye korkmuyorum beklemekten… Otobüs peronlarına asıyorum iri puntolu pankartlarımı... "GELECEK VAR" diyorum.... ”Duracak var ,inecek var” diyenlere inat... Yaşıyorum işte gökyüzü… Sevdamı yüreğimde, göğüs kafesimde saklıyorum...
Kesik ritimli eylül zamanların tik takına bulanıyor adımlarım… Hesap düştüğüm ömür sayfamda dağlıyorum, ısmarlama baharlarımdan kalma ağustosları… Ehemmiyeti diline mühürlü sus’um, peronlarda astığın bekleyişlerine ses getirir… Yorgan altı sakladığım uykusuz umuda devrilsin bütün avazlar… Bilasur’ca göze aldığım sevda, bedevi şimdi yangınlara… Vakti doldu sözlerimin… Seni, azalmayan bir kelamın imasında ağız dolusu sevdim… En deli yanımla şimdi gelişim…
Biliyorum "GELECEK VAR"... Soğuk ve salim bir ateş içinde İbrahimi bir dirençle, yangınların mavi alevinde seni beklemeye gidiyorum yar… Gözlerim yollarında,sevincim kollarında, umudum izlediğin sema da olacak... Gülersen sevinçlerim senin,ağlarsan omzum senin, yaşarsan ömrüm senin,taşırsan acılarımız ortak olacak...
Ayyuka miraç’lanan bu feryatla vurulsun artık gitmeler yar… Deniz ardı fırtınalarımın, savaşçı lisanında kuşandım gardımı… BEKLEDİN, GELDİM… Giyotine baş eğdirip sancılarımı senden gelene selam tadında vardım; adım boyu, ağıdım boyu… Nem kaldı ki yangınımdan başka… Beni dilinde tutsak ağırlarsın…Bilirim en çok da yanılmışlıklara ağlarsın… Sustur yağmurlarını…Kelebek ömrüne eş kıl çığlıklarını… Eyvallah dedim, beklediklerine geldim… Kıl beni kendine…
Dağların doruğunda yakılan nevroz ateşlerinin coşkusu şimdi, yüreğime saldığın sevgin...Yangın mavisi şimdi Karadeniz’in suları... uzun bir hava gibi soluksuz çekiyorum seni… Düşlerimin kıyısına ırmaklar ekliyorum içimin yangınlarından… Kapatıyorum kapılarımı geçmiş ölümlerin ardından… Anlatıyorum uçsuz bucaksız Karadeniz’e duvarların saklı dilini… Kuytunda susuyorum avazımı… Geldin ya; soyundum işte sessizligimden…Giyinip gitti sızım… Sen yüreğime benzin döküp kibrit çakan usta bir kundakçısın...
Yüzümün beyhude yoksulluğunda mıhlanan bir kahırlık aşkın kıyısında çiçeklendim… Dilimin karmaşıklığı, berraklaştı sularında… Düşümü zorluyor şimdi düşün… Delirir mi umuduma gece..Savrul pervasızca içime... Eğil parmak uçlarımda zonklayan kalemime… Hadi, kapayalım kapıları…Son sus’umla, son cümlem ol dilime... Avaz avaz sen yankı kes gök kubbede…
KIRMRIZI SATIRLAR: HASAN KARADENİZ MAVİ SATIRLAR: ŞULE İDİZ